Bin Yıllık Yaşam: Ödül mü? Ceza Mı?

Dün gazetelerde ve dahi pek çok haber portalında aynı habere rastladım. Önümüzdeki yirmi sene içinde bin yıl yaşamak mümkün olacakmış. Bilim insanları, genetik yapı, kök hücre çalışmaları, yapay organlar, kanser vb ölümcül hastalıklara karşı yeni tedaviler, bağışıklık sistemini güçlendirme gibi konularda yürüttükleri çalışmaların neticesi bugün için bile yüz elli yılmış. Ama kendileri bu neticeden tatmin olmamış olacaklar ki, yirmi sene içinde bu süreyi bin yıla çıkaracaklarmış.

Haberi okuduktan sonra aklıma uzun zaman evvel okuduğum bir kitap geldi. Parfümün Dansı, Tim Robbins. Aradan oldukça zaman geçtiği için detayları anımsamakta zorlansam da, genel anlamda değinmek istiyorum. Kitapta, ölümden kaçan genç bir İskandinav kralı ile yine ölümden kaçan Hintli genç bir dul kadının hayatları kesişir. Her ikisi de ölümden kaçarken hayatlarının kesişmesini kaderlerinin de kesişmesine bağlarlar ve birlikte kaderlerini değiştirmenin –ölümsüzlüğün- yollarını ararlar.

Ölümsüzlüğü bulurlar da. Lakin hesap etmedikleri başka sıkıntılar çıkar karşılarına. Zira yaşlanmıyor oluşları çevrenin dikkatini çeker. Bin yıllık uzun bir zaman diliminde pek çok farklı dönemi yaşarlar ve her dönemin koşullarına göre farklı tepkiler alırlar. Kimi zaman tehlikeli boyutlara ulaşır bu tepkiler. Kaçmak zorunda kalırlar. Kimi zaman ise, işi o raddeye getirmemek için dikkat çektiklerini fark ettiklerinde terk ederler yaşadıkları toprakları.

Ölüme çare bulmuşlardır bulmasına da, bazı durumlar olur ki, gereklilikleri yerine getiremezler. Ve yaşlanmaya başlarlar. Şartları elverişli hale getirip, tekrar durdururlar biyolojik takvimlerini. Ve bu süreç tamı tamına bin yıl sürer.

Bu bin yılda öyle çok şey yaşanır, öyle çok şeye tanık olunur ki, tüm bu detayları öğrenebilmeniz için kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Ama ben detayları önemsemiyorum, ölümsüzlüğün reçetesi ne derseniz eğer; su, ateş (seks) ve toprak (beslenme)’tır.

Müjdeyi alıp da, bin yıllık yaşamın hayalini kuranlar var mıdır? Kesinlikle vardır. Aksi durumda insanlığın varoluşundan bugüne değin süren bu arayışın açıklamasını yapmak imkânsız olur. Öte yandan, eğlenceli yanları da olabilir. Düşünsenize, daha gencecik delikanlısınız ama torunlarınız var. Biraz orta yaşlara doğru ilerlediğiniz de ise, sayamayacağınız kadar çok torunlarınız var. İnsanoğlunun hafızasının kuvvetlendirileceğini göz önüne alsak bile, ortalama otuz yılda bir kuşak atladığımıza göre, bin yılda toplamda otuz üç kuşak atlarız. Akraba bağları baya bi genişler ve güçlü bir hafızaya rağmen akılda tutmak zorlaşır.

Bu arada; otuz üç kuşak boyunca bir kişinin görebileceği toplam torun sayısının hesaplanmasını da ev ödevi olarak sizlere bırakıyorum.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !