Daha Başkayken Hayat

Hayat daha başkayken, daha başkaydık bizde. Alışkanlıklarımız başka, düşüncelerimiz başkaydı. Hayatın anlamı bile bambaşkaydı nazarımızda.

Ben çember çevirmeyi severdim hayatın başka olduğu zamanlarda. Ama mahallenin yolları bozuk olduğu için sürekli devrilirdi çemberim. Ben de kendimi beceriksiz sanır, üzülür, ağlardım. Bugün bakıyorum da, ne başka dertlerimiz varmış, gülüyorum.

Bir başka döneminde hayatın şiir yazmayı severdim. Ama kendi şiirlerim öyle pek afili olmadığı için başkalarının şiirlerini geçirirdim defterime. Özenle... Sonra bu şiirleri kız tavlamak ve etrafa caka satmak için kullanırdım. Kızlar bayılırdı. Bazıları defterimi isterdi şiirleri kendi günlük ya da defterlerine yazmak için bazı akşam ya da hafta sonlarında. Ben de içine küçük notlar koyardım defterin. Bir çeşit ergen flörtüydü benimkisi. Ben kendimi okulun en popüleri sanır, gururlanırdım.

Zaman durmaksızın akıyordu tabi. Ben zamanın çemberinde evirilip çevriliyor, başka türlü şeylere gönül veriyordum hayatın başka demlerinde. Çocukluk ve gençlik dönemlerini ve dahi alışkanlıklarını geride bırakıp gerçek hayata adım attığımda henüz 23 yaşındaydım. Bunun büyük bir başarı kabul edildiği bir dönemde işe başlamıştım. Karınca misali çalışıyordum. (Buna halk arasında eşşek gibi denir ya. Neyse!) Ben çalıştıkça iş yoğunluğum aynı oranda artıyordu. Ben bunu başarıma yorup kendimi iyice önemli hissediyordum. Kendimi önemli hissettikçe de havalara giriyor. Bu süreç uzun sürmedi. İşlerimin artmasının başarımdan ziyade eşşekliğimden kaynaklandığını ancak kovulduktan sonra anladım.

Hayatımın sonraki başka evrelerinde de hep benzer anılarım oldu. O dönemde nazarımda büyük ve önemli gördüğüm hadiselerin pek de abartılacak durumlar olmadığını sonradan anladım. Ne üzüntüler kendimi yiyip bitirecek kadar büyükmüş, ne de başarılar abartacak denli gurur verici. Öyle ki, aşklar bile âşık olduğumuz dönemde gözümüzde büyüttüğümüz kadar büyük ve uğrunda ölünesi değilmiş. Sonradan anladım.

Şimdi müdavimi olduğum kahvede, yalnızlığımla oturup 50 kuruşluk çayımı yudumlarken, yapacak başkaca da bir şey olmadığından olsa gerek, geçmişi anımsıyorum sık sık. Hafızamın elverdiği ölçüde geri gidiyorum zamanda ve yine hafızamın izni ve insafına bağlı olarak hatırlayabildiğim tüm detayları hatırlamaya çalışıyorum. Tabi o dönem hissettiklerimi ve düşündüklerimi de. Öyle garip bir deneyim ki. Keşke bunu daha evvelden yapmış olsaydım diyorum bazen.

İnsan kendisiyle baş başa kaldığında düşünecek çok şeyi oluyor. Ve tüm bunlar, geleceğe dair pek bir beklentimiz kalmadığından olsa gerek, geçmişe dönük oluyor. Bazen, dudaklarımda mahzun bir gülümsemeyle anımsıyorum. Bazen içimde buruk bir acıyla. Ama biliyorum ki, şimdi ne övünmenin ne de yerinmenin anlamı var. Her şey yaşandığı dönem içinde ve o dönemin şartlarında bir anlam ifade ediyor. Ve neticede, biz de başka türlü bakıyoruz hayata, daha başkayken hayat bizim için…

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !