Mazide Kalan Güzellikler

Benim çocukluğum, şehrin kenarında üzerine yaşanılanların ağırlığı çökmüş bir evde geçti. Bir de bahçesi vardı evimizin. Tüm olumsuzlukları bertaraf eden, hem evi hem de içindekileri her bahar yeniden canlandıran bir bahçe. Öyle ki, sihirli güçleri olduğunu düşünürdüm çocukken. Düşünürdüm, çünkü kanıtlarım vardı. Her kimin sıkıntısı, üzüntüsü, kederi olursa bir solukta bahçeye çıkar, biraz orada vakit geçirir ve döndüğünde hüznü dağılmış ve dinginleşmiş olurdu.

Pek çok kez şahit olmuşumdur ki, annem bayılmak üzere iken, babam onu bahçeye çıkarmış ve bir süre sonra iyileşmiş olarak geri getirmiştir. Buna, en küçük kardeşimin bitmek bilmeyen ağlamalarının bahçeye çıktıktan sonra kesilmesi, babamın kontrolsüz asabiyet nöbetlerinde bahçemiz tarafından teskin edilmesi, dedemin mütemadiyen ağrıyan ayaklarının bahçede bir süre vakit geçirdikten sonra geçmesi, vb örnekler de eklenebilir.

Bizim bahçenin güçleri bununla da sınırlı değildi aslında. Mesela, 23 Nisan bayramında erik verirdi bahçe. Annem bayram hediyen derdi. Okullar kapanırken de, kiraz, şeftali, kayısı. Bunlar da karne hediyen derdi. Okulların açılmasına yakın renk renk üzümler olurdu. Annem, ne kadar çok yersen, okul açılınca o kadar başarılı olursun derdi. Ben de karnım ağrıyıncaya kadar yerdim.

Bahçemizle ilgili anılarım öylesine derinlerde ve kuvvetlidir ki, ne zaman çocukluğuma dönsem ilk bahçemiz düşer aklıma. İçinde bahçemizin geçmediği çocukluk anım yok gibidir. Sanki ben bahçede doğdum, orada büyüdüm ve hatta tüm çocukluğum orada geçmiş gibidir. İlkokulumu, öğretmenlerimi anımsadığımda bile bahçemiz gelir gözümün önüne. Bir de Ayla’yı…

Bizim yorgun evimizin yeni yüzüydü bahçe. Evimiz ne kadar viran, maziye ait ve mahzunsa, bahçemiz de o kadar hayat dolu, taptaze ve geleceğe dönüktü. Tüm hayallerimi bahçede kurardım ben. Asmanın altına uzanır, bir yaprak koparırdım dalından. Sonra özenle damarlarını temizler ve bir yaprak iskeleti oluştururdum. En sevdiğim oyunlardan biriydi ve bu oyunu oynarken doktor olma hayalleri kurardım.

Eğer elime tabancamı alıp bahçeye çıkmışsam ve her bir ağacı siper ederek bir uçtan diğerine koşturuyorsam bahçede polis olma hayalleri kurardım. En çok da annemin özenle baktığı güllerin tomurcuklarını çalar, bahçe duvarının tepesine tüner ve Ayla’nın geçmesini beklerken hayal kurardım.

Zaman su gibi geçti ve nasıl olduğunu anlamadan büyüdüm. Hayal ettiğim yaşa geldim ama hayat hayal ettiğim gibi akmadı. Sonra, hayallerimi güncelledim. Kendimce daha gerçekçi hayaller kurdum. Ama onlar da uymadı hayatın akışına. Şimdilerde çokça düşünüyorum. Nasıl da geçti güzelim çocukluk yılları. Ruhumu bunaltan viran evimiz yok artık. O neyse de. İçimi ferahlatan, bana türlü hayaller kurduran bahçe de yok. Yıllar evvel gitmiştim merak edip de. Tarumar olmuş güzelim bahçe.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !